Başlangıcından beri torpil tasarımcılarının
ve imalatçılarının önündeki zorluklar çok büyüktü. İlk olarak görünmezlik
ve sürpriz yeteneği optimize edilmeliydi ki farkedilmeden denizaltılarla
çok uzak mesafeden ve kendini olabildiğince belli etmeden saldırılabilsin.
Sadece düz rota üzerinde ilerleyen eski teknoloji bir
torpille bile, periskop, sonar ve belki de radar kullanımıyla suüstündeki
bir hedefin rota, sürat ve menzili kolaylıkla tespit edilebilmesi
ve en uygun ateşleme hesabı yapılarak hedefin kolaylıkla vurulabilmesi
mümkündür.
Fakat sualtındaki bir hedefin, tespit edilse bile,
vurulması pek öyle kolay bir görev değildir. Hedef tespiti ancak
tuzluluk, sıcaklık gibi çevresel etkilerin etkisini elektronik ortamda
analizi ile yapılabilir ve çözümü çok zor 3 boyutlu bir problem
sunar.
Diğer iki önemli etken de yüksek sürat ihtiyacı ve
derin sularda etkin olarak kullanılabilme olarak ortaya konabilir.
Özellikle SSN'lere (nükleer tahrik sistemli avcı-katil denizaltı)
karşı savaşta bu iki etken daha da önem kazanmaktadır.
Hedef ile ilgli bilgilerin pasif olarak elde edilmesi
çoğu durum için, kendini bellli etmemek amacıyla, kaçınılmazdır
ve zorluğu daha da arttırır. HBT
(Havadan Bağımsız Tahrikli) denizatıların sahneye çıkmasıyla ise
pasif akustik yöntemlerle denizaltı tespit etmek ve atış çözümü
oluşturmak neredeyese imkansız bir hal almaktadır.
Bu zorlukların üstesinden gelmenin belki de tek etkin
yolu kendi güdüm yeteneğine sahip, hedefin yaklaşık konumuna gönderilen
aynı zamanda tel ile çift yönlü güdülebilen bir torpildir.
Böylelikle gelişmiş denizaltılara karşı savaşabilmek
için ihtiyaç duyulan torpillerden beklenen nitelikler ortaya konabilir,
önem sırasıyla;
a) Görünmezlik
b) Sürât. Torpilin çatıştığı hedeften en azında 1-1/2 kat daha
hızlı olması gerekir
c) Menzil. Arama, hücum ve gerekli olduğunda tekrar hücum safhalarını
yerine getirebilmeye yetreli olmalı
d) Kendi üzerinde güdüm yeteneği
e) Derinlik yeteneği
f) Tel ile çift yönlü güdülebilme yeteneği
Bunlara ilave olarak, modern bir torpil gerçek ve sahte
hedefler arasında ayrımı yapabilmeli, karşı önlemlerden etkilenmemeli
ve hem sığ hem de çok derin suda aynı derecede etkin olabilmelidir.
Bu çok geniş yelpazedeki talepleri karşılayabilmek
için, sudinamiği, mekanik ve elektrikli tahrik, elektro-akustik
algılayıcı tasarımı, sinyal işleme ve doğrulama, kendi ürettiği
sesin bastırılması, yazlım ve donanım, akış gürültüsü kontrol teknikleri,
tapa tasarımı, benzetim ve savaş başlığı tasarımı gibi pek çok karmaşık
mühendislik alanında ortak bir çalışma yapmak gereklidir.
İkinci dünya savaşı döneminde yapılan çalışmalar günümüzün
modern torpil teknolojisinin temelini oluşturmuştur. O dönemde bu
alanın en gelişmiş iki oyuncusu, Almanya ve Japonya savaştan mağlup
ayrılınca onların elindeki bu teknolojilerinden büyük oranda faydalanan
ABD ve İngiltere ile Rusya, İsveç ve Almanya en önemli torpil üreticileridir.
Bunların yanında İtalya, Fransa, Japonya ile yeni yeni Çin, Hindistan
ve Güney Kore de torpil üreticisi ülkeler arasına katılmışlardır.
1950'lerin ilk yıllarına kadar geçen sürede özellikle
Abd ve İngiltere kendi güdüm yeteneğine sahip torpiller geliştirdiler.
İngiltere savaş sonrası ele geçirdiği Alman akustik güdümlü torpil
teknolojisine dayanan pasif güdümlü Mk30'u üretti. İngiltere
daha sonraki dönemde Mk30'un geliiştirilmesine devam etmeyip Abd'den
Mk44 almış ve ağır torpil geliştirmeye yönelmiştir.
Abd ise aynı Alman teknolojisi ile akti/pasif güdümlü
Mk43'ü üretmiştir. Bu torpil daha sonraki Mk44 ve Mk46 torpillerinin
temelini oluşturmuştur.
Bu zaman dilimi içinde hafif torpil geliştiren diğer
iki ülke ise Sovyetler Birliği ve Fransa'dır. Fransa 60'lı yılların
ortalarında L4'ü üretti. Sovyetler tarafından sağlanan gelişmeler
ile ilgili veri elde etmek ise bugün bile çok güçtür. Bu konuya
ilerleyen bölümlerde yeri geldikçe değinilecektir... |