| 2.Dünya savaşının hemen öncesinde,
Alman U-bot filosunun tamamı aslında 1.Dünya savaşı döneminde geliştiren
teknolojiye paralel denizaltılardan oluşuyordu. Bu denizaltıların
en önemlileri Tip 7C ile daha büyük ve benzer Tip 9B
modeli dizel-elektrik u-botlardı. Diğer taraftan İngiltere’nin de
sualtı hedeflerinin konumlarının belirleyebilen bir sistem olan
ASDIC’i (aktif sonarın atası) geliştirmekte olduğu biliniyordu.
Fakat savaş başladığında ASDIC'in Alman denizatlılarına karşı pek
beklendiği kadar etkin olamadığı ortaya çıktı.
Aslında ASDIC’in bu başarısızlığının temel sebebi Almanların
o zamanlar kullandıkları ve Rudeltaktik olarak
adlandırılan konvoylara gece, yüzeyde seyrederek guruplar -
kurt sürüsü - halinde hücum etmelerinin önemli bir etkisi
vardı çünkü ASDIC dalmış bir denizaltının yerini tespit edebilmek
amacıyla tasarlanmıştı ve su yüzeyindeki araçları tespit edemiyordu.
Dolayısıyla da gece ve kötü hava şartlarında yüzeyden saldıran denizaltıların
küçük siluetleri müttefik gemi ve uçakları tarafından görülemiyordu.
Bu noktada savaşın başlarında radarların henüz gemi ve uçaklara
yerleştirilebilecek kadar küçültülemediği belirtmekte fayda var.
Bu nedenle Rudeltaktik ile harekât yapan Tip 7C
ve 9B denizaltıları özellikle savaşın başlarında müttefik
konvoylarına karşı büyük başarılar kazandılar ve bunun sonucunda
da Tip 7C modeli savaş sonuna kadar 700'den fazla üretildi.
Fakat yine de Tip 7C sualtında çok yavaştı ve dalış süreleri
de oldukça kısıtlıydı.
Bu taktiğin başarısı karşısında teknik gelişmeler ikinci
plana itildi. Profesör Helmuth Walter'in geliştirdiği havadan
bağımsız bir kapalı devre motor sistemi de bundan payını aldı. Oysa
Helmuth Walter daha 1935 yılında yeni kapalı devre kimyasal
sevk sistemini - walter türbini - donanmaya tanıtmıştı.
1 Aralık 1941'de bir gece Cebelitarık boğazını aşmaya
çalışan U-90'ın, üzerine radar yerleştirilmiş bir bombardıman
uçağı tarafından tespit edilip batırılmasıyla durum Almanlar aleyhine
değişmeye başladı. Almanlar bu olaydan oldukça şüphelendilerse de
o günlerde hiç kimse bir radarın uçağa sığabilecek kadar küçültülebileceğine
ihtimal vermiyordu.
1943 senesinin ortalarına gelindiğinde ise Alman donanmasındaki
denizaltı kayıpları telafi edilemez seviyeye ulaştı. Amiral
Dönitz’e göre bunun sebepleri müttefiklerin sonar ve radar
teknolojilerinde sağladıkları gelişmeler ve bunların denizaltı avlayan
uçak ve gemiler tarafından etkin olarak kullanılmaya başlanmasıydı.
Aslında İngiliz ve ABD donanmalarının bu yönde önemli
gelişmeler kaydettikleri doğruydu fakat o zaman için Dönitz’in
bilmediği Alman haberleşmesinin şifreleme sistemi olan enigma’nın
İngilizler tarafından ele geçirilen bir sağlam enigma makinesi yardımıyla
çözülmüş olmasıydı.
Almanlar kullandıkları şifreleme sisteminin çözülmesinin
imkansız olduğuna o kadar inanmışlardı ki Atlantik’te birden bire
aşırı miktarda denizaltı kaybetmeye başlamalarına ve müttefik uçak
ve gemilerinin u-botlarını koca okyanusta eliyle koymuş gibi bulmalarına
rağmen bunun sebebini anlayamadılar. Oysa
denizaltıların kendi aralarında ve kıyı üsleriyle yaptıkları tüm
güvenli(!) haberleşme müttefikler tarafından çözülüyor ve denizaltılar,
konumları öğrenildikten sonra tek tek avlanıyordu. Müttefik
uçak ve gemileri daima doğru zamanda doğru yerdeydiler.
İşte bu durum Almanları ilk gerçek denizaltıyı yani
tamamen sualtında harekat yapabilen bir gemiyi geliştirmeye zorladı
diyebiliriz. Böylece özellikle radar tehdidinden sakınılabilecek
ve suüstü kuvvetlerinin saldırıları altında bile hedeflenen yüksek
sualtı süratleri sayesinde denizaltıların hayatta kalma ihtimali
yükselecekti. Tip 21’e kadar, dünya üzerinde üretilen tüm denizaltılar
ancak saldırı ve savunma anlarında kısa süreler için su altında
kalabilen bunun dışında normal bir gemi gibi su üstünde yol alan
araçlardı ve gerçek anlamda denizaltı olduklarını söylemek zordu.
Bu gelişmeler üzerine Kuzey Atlantik’te kötüye giden
durumu önlemek için walter türbini kullanan yeni
u-botlar inşa edilmesi kararlaştırıldı. Fakat sistemin karmaşıklığı
ve tehlikeleri projenin gerçekleştirilmesinde sorunlar yaratıyordu.
Bu tehlikelerin başında kapalı devre bir motor olan walter türbininde
yakıt olarak kullanılan perhidrolün aşırı derece
yanıcı olması geliyordu.
Diğer taraftan yakıtın ve yakıcının aynı anda gemide
taşınması gerektiğinden büyük bir taşıma kapasitesine de ihtiyaç
duyuluyordu. Prof. Walter bunu aşmak için çift cidarlı
ve iç gövde kesiti 8 şeklinde bir yapı tasarladı. Bu kesitin üst
bölümü mürettebatı, makineleri ve silahları taşırken alt bölümü
tamamen hidrojen peroksit (H2O2) taşımak için
kullanılacaktı.
Sonuç olarak walter türbini bir prototip V80
denizaltısında denendi ve sualtında uzun süre devam ettirilebilen
26 nat’lık (deniz mili / saat) bir sürate ulaşıldı. Fakat geçen
7-8 yıllık dönemde bu konu üzerinde yeterli araştırma ve geliştirme
çalışması yapılamaması sebebiyle sistemin filo denizaltılarında
kullanılabilir hale getirilmesi mümkün olamadı.
Walter sistemi'nin kullanıma geçirilemeyecek kadar
tehlikeli ve karmaşık olması ve acil denizaltı ihtiyaçları sonucunda
yeni bir çözüm bulundu. Üretilecek olan yeni prototipte, daha önce
perhidrol için ayrılmış olan yakıt tanklarının yerine ilave aküler
yerleştirildi (toplam 100 ton civarında) ve sevk için de walter
türbini yerine bilinen dizel - elektrik sistemi kullanıldı. Ayrıca
Prof Walter’in, dış gövdenin akış hatlarına olabildiğince
uydurulması düşünceleri aynen uygulandı. 1930’ların sonlarında bir
Hollandalı deniz subayı tarafında geliştirilen şınorkel
sistemi de tasarıma eklenerek Tip 21 meydana getirildi.
Sonuç olarak yeni gövde formu, daha yüksek güç ve akü
kapasitesi ve şınorkel ile donanmış Tip 21 periskop derinliğinde
kalarak ve eskiden olduğu gibi elektrik motorlarıyla değil bu defa
dizellerle yol alarak oldukça önemli yetenekler kazandı. Bu yeni
teknenin performansı o zamanın ölçülerine göre oldukça etkileyiciydi.
İlk Tip 21 prototipinin yüzeyden periskop derinliğine dalması
sadece 10 saniye sürüyor, 30 metreye ise 40 saniyede ulaşabiliyordu.
Fakat bu kadar hızlı dalış yapabilmesini sağlayan dış gövde üzerindeki
çok sayıdaki açıklığın gövde etrafındaki akışı olumsuz etkilemesi
ve önemli sürat-menzil kayıplarına sebep olması sonucunda bunların
sayısı azaltıldı ve yukarıda bahsedilen dalış süresi 15 saniye kadar
arttı fakat hedeflenen sürat ve menzil değerlerine de böylece ulaşıldı.
Aslına bakılırsa Tip 21’in sualtı performansı
hakkındaki istihbaratlar müttefiklerin üzerinde şok etkisi yaptı
ve general Eisenhower’a bu denizaltının eğer kullanıma girerse tüm
Atlantik’teki deniz ulaşımını engelleyebileceği şeklinde bir rapor
sunuldu.
Amiral Dönitz ise Tip 21’in performansından
çok memnundu. Çok sayıda Tip 21’in inşa edilmesine yönelik
bir sipariş verdi. Fakat Tip 21 üretimini olabildiğince
engellemeyi hedefleyen müttefik hava bombardımanlarının tersaneler
ve elektrik motoru gibi önemli parçaları üreten tesisler üzerindeki
yıkıcı etkileri sonucunda inşa programında ciddi aksaklıklar oluyordu.
Savaş sonuna yaklaşıldığında yine de 120 civarında Tip 21’in
inşası hemen hemen tamamlanmış fakat bunlardan çok azı tam olarak
harekata hazır hale getirilebilmişti. Özellikle elektrik motorlarının
üretimi konusunda ciddi sıkıntılar vardı.
İnşa programının başlamasıyla birlikte Wilhem Gustloff
adlı bir yolcu gemisi okul haline getirilerek bu denizaltılarda
görev yapacak tüm mürettebatın eğitilmesine başlanmıştı. 30
ocak 1945'de Wilhem Gustloff Alman donanma üssü Gotenhafen’den
Kiel’e, servise hazır hale gelen denizaltılara yeni mürettebatlarını
götürmek üzere denize açıldı. O gece Sovyet denizaltısı S-13 gönderdiği
3 torpille bu gemiyi batırınca yetiştirilen hemen hemen tüm Tip
21 mürettebatı öldü.
Hem tüm mürettebatın kaybı hem de elektrik motorlarını
üreten fabrikaların ağır bombardıman altında harap olması sonucunda
Dönitz Tip 21 programını iptal etmek zorunda kaldı.

Dizayn dalış derinliği 133m olan Tip 21 için
emniyet katsayısı 2.5 olduğundan denizaltı mecbur kaldığı durumlarda
(ki bu destroyer saldırılarıydı) 210m civarına kadar dalabiliyordu.
O zamanlar destroyerlerde kullanılan en gelişmiş aktif sonarların
etkili menzilleri ise 120-130m civarındaydı.
Teknenin sualtı performansı ise zamanının tüm denizaltılarıyla
karşılaştırıldığında eşsizdi:
En yüksek sualtı sürati olan
16.7 nat (deniz mili / saat) 72 dakika boyunca idame ettirilebiliyordu.
Bu süre 12 nat sürat için 5 saat ve sessiz seyir kullanıldığında
ise 5.2 nat ile 72 saat civarındaydı.
Tip 21’e yerleştirilen şınorkel sistemiyle
denizaltının hiç su üstüne çıkma ihtiyacı kalmamıştı ve sadece şınorkelin
ucu su üstünde kalarak binlerce mil seyir yapabiliyordu. O zamanın
uçaklarında kullanılan radarların, özellikle şiddeti 2’den fazla
olan denizlerdeki dalgalar arasında bu küçük şınorkeli tespit etmeleri
neredeyse imkansızdı.
Ayrıca dış gövdenin ve kulenin
akış hatlarına uydurulması teknenin sonar kesitine de oldukça küçültmüştü.
Radar emici malzemeler ve ses emici kaplamalar da ilk kez bu denizaltılar
üzerinde uygulanmıştır.
Savaş sonunda ele geçirilen denizaltılar ve mühendisler
Amerikalılar, İngilizler, Fransızlar ve Ruslar arasında paylaşıldı.
Her dört ülkenin savaş sonrası tasarımları bu ele geçen denizatlılardan
türetilmiştir. Amerikalılar Tip 21'i taklit ederek savaş
sonrasındaki ilk modelleri olan Tang’leri ürettiler, bu
modelden denizaltılar halen bizim Deniz Kuvvetlerimizde kullanılmaktadır
(TCG Hızır Reis). Ruslar ise savaş bittiği sırada
Gdansk (Danzig) tersanelerinde inşa halinde olan
5 adet Tip 21’in üretimini tamamlayıp donanmalarında kullanmaya
başladılar ve bunun ardından da Tip21’i taklit ederek,
Nato tanımlamasıyla Whiskey sınıfı denizaltılardan çok
sayıda (300 kadar) ürettiler. Meraklılar bu
Whiskey sınıfı denizaltılarda iki adet bulunan 5 kanatlı
pervanelerden birini İstanbul’daki Koç Sanayi Müzesinde görebilirler
:). Fransızlar da savaş sonrasında Tip 21’i olduğu
gibi kopyalayarak kendi donanmaları için Narvel sınıfı
tekneleri ürettiler.
Alman Donanması tarafından Tip 21 için belirlenen
(ve bazılarına tarihte ilk olarak ulaşılan; kırmızı ile gösterilenler)
bazı önemli tasarım hedefleri şunlardı:
1620 ton en yüksek deplasman
Akış hatlarına uydurulmuş gövde ve üst yapı
6 baş torpil kovanı
Sualtında 18 nat ile 1.5 saat seyir imkanı
Sualtında 12-14 nat ile 10 saat seyir imkanı
Sualtında sessiz olarak 5 nat ile 60 saat seyir yapabilme
Su basıncıyla kontrol edilen derinlik değiştirme ve koruma sistemi
Yarı otomatik torpil yükleme sistemi
Yeni sualtı dinleme araçları
Sonar
Radar
Radar ikaz alıcısı
Radar emici gövde kaplamaları
Ses emici gövde kaplamaları
Şınorkel
Buzdolabı
Güverte topunun iptali
Denizaltı tarihinde Tip 21’den sonra gelen
en büyük gelişme ise Amerikan deneysel denizaltısı Albacore
ile gerçekleşti. Bugün mevcut olan hemen tüm
modern dizel-elektrik denizaltılar, örneğin bizim Deniz Kuvvetlerimiz
tarafından da kullanılan Tip 209 türevleri İsveç, Hollanda,
Fransa tasarımları temelde Tip 21 - Albacore
melezi araçlardır.
Tip 21 ve diğer 2.Dünya Savaşı Alman denizaltıları
için daha fazla bilgi almak isterseniz mükemmel bir site olan uboat.net'e
bir göz atmanızı tavsiye ederim. |