| Bir denizaltının gerçekten denizaltı
olarak nitelendirilebilmesi için görev seyrinin tamamına yakınını
su altında geçirebilmesi gereklidir. Bunu sağlamakta yaşanan teknolojik
zorluklar sebebiyle savaş görevlerinde ilk kullanılmaya başlandıkları
yıllardan itibaren ikinci dünya savaşına kadar geçen süre zarfında
bu hedefe ulaşılamamıştır. 1. nesil diyebileceğimiz bu döneme ait
denizaltılar seyirlerinin büyük bölümünü bir gemi gibi suüstünde
yapan ancak hedefe yaklaşmak ve saldırmak ya da kaçmak için kısa
sürelerle dalabilen araçlardı.
Ancak 2.dünya savaşı bu alanda büyük gelişmeleri de
beraberinde getirdi. Bu gelişmelerin önemli bir bölümü de geleneksel
olarak denizaltı teknolojisine her zaman büyük önem veren Almanlar
tarafından gerçekleştirilmiştir. Radarların uçaklara bile yerleştirilebilir
hale geldiği bu savaşta artık denizaltılar için su üstünde seyretmek
çatışmayı kaybetmek anlamına geliyordu. Bu sebeple ilk önemli gelişme
dizel motorlarının su altında çalışmasına olanak veren şınorkel
sisteminin geliştirilmesi oldu. Bunu tasarımcısının adıyla anılan
Walter Türbini adlı tamamen havadan bağımsız ilk tahrik sistemi
üzerinde yapılan geliştirme çalışmaları izledi. Bu
konunun ayrıntıları için tıklayın...
2.Dünya savaşı sonrasında da denizaltılar için havadan
bağımsız sevk sistemi çalışmaları artarak devam etti. Bugüne kadar
geliştirilip kullanılan havadan bağımsız sevk sistemi türleri, geliştirilme
sırasına göre şunlardır;
- Walter
Türbini; Alman mühendis Helmuth Walter tarafından
geliştirilen bir teknolojiye dayanır. Savaş sırasında Almanya,
savaş sonrasında ise ele geçirilen Alman teknoloji ile İngiltere
tarafından deneysel amaçlarla kullanılmıştır.
- Kapalı
Devre Dizel; Adından da anlaşılabileceği gibi
dizel motoru çalıştırmak için gereken hava yerine denizaltıda
depolanan oksijenle motorların çalıştırılması esasına dayanır.
Tüm havadan bağımsız tahrik sistemleri içinde teknolojik olarak
en basiti olarak kabul edilebilir.
- Nükleer
Reaktör; Kullanılan soğutuculara göre sınıflandırılan
nükleer reaktörleirn denizaltılarda kullanılan iki türü vardır;
basınçlı su soğutmalı ve sıvı metal soğutmalı. Diğer geliştirelen
tüm sistemlere açık bir üstünlük olarak yakıt takviyesine (ortalama
10 sene) ihtiyaç duymazlar. Bununla birlikte imal ve işletme
maliyetlerinin aşırı yüksekliği ve radyoaktif bir sistem olmasından
kaynaklanan riskler daha yagın kullanımını şmidilik engellemektedir.
Şu anda 5 ülke; ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin nükleer
sevk sitemlerine sahip denizaltılar kullanmaktadır. 6. ülke
yakında Hindistan (aslında bir süredir Rusya'dan kiraladığı
Charlie sınıfı bir nükleer denizaltıyı mürettebat yetiştirmek
ve araştırma-geliştirme amacıyla kullandı) olacaktır. Ayrıca
şu anda özellikle ekonomik koşulları sebebiyle çok yavaş ilerlese
de Brezilya, Pakistan ve Arjantin'in de nükleer denizaltı programları
mevcuttur.
- Stirling
Motoru; İsveç tarafında denizaltılara uyarlanan
ve kendi denizaltılarında başarıyla kullanılan Stirling motoru
nükleer sonrası dönemde geliştirilen ve kullanıma giren ilk
modern havadan bağımsız sevk sistemidir.
-
Mesma - Kapalı Devre Buhar Türbini; Fransanın
geliştirdiği havadan bağımsız tahrik sistemidir. Kapalı devre
bir yakma hücresinde buhar üretilmesi ve bu buharla türbinlerin
çalıştırılması esasıyla çalışır. Aslında buhar üretmek için
nükleer reaktör yerine konvansiyonel bir yakıcı kullanan bir
sistemdir.
- Yakıt
Hücresi; Almanların ve Rusların geliştirdiği
havadan bağımsız tahrik çözümüdür. Hiçbir hareketli parçaya
sahip olmayan ve dolayısıyla tamamen sessiz çalışan ve elektriği
tersine elektroliz gibi tamamen kimyasal yolla üreten bir sistemdir.
Çeşitli alt türleri üzerinde araştırma - geliştirme çalışmaları
sürmektedir.
7.500hp civarında güç üreten ilk HBT çözümü Walter
türbinini ve nükleer sistemleri bir kenara bırakırsak günümüzün
HBT sistemleri 150-300kW (200-400hp) civarında güç üretebilmektedir.
Ortalama bir dizel-elektrik denizaltının 3.000hp ve ortalama bir
nükleer denizaltının 20.000hp civarında sevk motorları olduğunu
düşünürsek bugün ve yakın gelecekte HBT'nin ancak düşük sürat (4-5
nat) ve uzun sualtında kalış görevleri (12-17 gün) için kullanılabilir
olabileceğini anlayabiliriz. Bir denizaltıyı sevk etmek için gereken
gücün kabaca süratinin kübü ile orantılı olduğu göz önüne alındığında
çok ciddi teknolojik ilerlemeler sağlanmadıkça bu durumun değişmesi
pek mümkün değildir. Dolayısıyla konvansiyonel HBT çözümlerinin
nükleer sistemlerin yerini alması beklenemez.
Mevcut HBT sistemleri içinde, nükleer sistemleri bir
kenara bırakırsak, yakıt hücrelerini diğer HBT'lerden ayırmak gereklidir
çünkü yakıt hücresi haricindeki kapalı devre sistemler egzos gazlarının
bir şekilde denizaltı dışına atılmasını gerektirirler ki bu da dalış
derinliğini ve denizaltının gizliliğini doğrudan olumsuz etkiler
ayrıca hareketli mekanik parçalar içerdiklerinden denizaltının ses
izini ve suya verilen gazlar sebebiyle de özellikle kimyasal izini
arttırırlar. Sonuç olarak çok az hareketli parça içeren yakıt hücresi
sistemleri akustik iz açısından bakıldığında bugün ve yakın gelecek
için en üstün sistemlerdir denilebilir.
Nükleer sistemler ise bazı farklı kusurlara sahiptir.
Bunların başında devamlı olarak çalışan reaktörün devirdaim pompalarının
çıkardığı gürültünün sebep olduğu ses izi gelir. Bazı yeni nükleer
tahrik sistemlerinde düşük güçte çalışırken devirdaim pompasını
devre dışı bırakan doğal çevrim yöntemleri kullanılarak bu sorun
bir ölçüde giderilmiştir (örneğin Ohio sınıfı SSBN) fakat yüksek
güç üretimi gerektiğinde yine de devirdaim pompalarının kullanılması
gerekir.
Bunun yanında nükleer reaktörün ürettiği buharı sevk
için kullanmak amacıyla iki farklı yöntem uygulanır. Birincisi elde
edilen buharla bir devir düşürücü dişli kutusu üzerinden pervaneye
bağlı buhar türbini çalıştırılır. Daha modern olan ikinci yöntemde
ise önce buhar türbini-alternatör ile elektrik üretilir daha sonra
pervaneye bağlı çok düşük devirli elektrik motoru ile denizaltı
sevk edilir. İkinci yöntem akustik iz açısından daha etkin olmakla
birlikte her iki yöntem de bol miktarda mekanik parça içerdiğinden,
ne kadar azaltılırsa azaltılsın kesinlikle denize bir ses izi bırakırlar. |